İnsanlığını Bastırmak
- CANSU DİLMAÇ
- 18 May
- 3 dakikada okunur

Son aylarda yaşadığım bazı durumlara uzun süre anlam veremedim. Dışarıdan baktığımda “o kadar da önemli değil” gibi görünen şeylerin aslında birikip tekrar ettiğini ve bana aynı döngüleri yaşattığını göremiyordum. Gözümün önündeki şeyi göremiyordum.
Bence bilincin açılmasıyla ilgili en şaşırtıcı şeylerden biri bu. İnsan tam gözünün önünde duran şeyi göremiyor. Fark ettiğindeyse hem çok basit geliyor hem de “Ben bunu nasıl fark etmedim?” diye şaşırıyorsun. Ben de birkaç gün önce tam olarak böyle bir an yaşadım.
Kendi deneyimlerimde şunu tekrar tekrar gördüm:
Hayat sana önce küçük sinyaller gösteriyor. Sen görmedikçe aynı döngüler farklı biçimlerde tekrar ediyor. Ve bir noktada yaşadıklarının yoğunluğu artıyor.
İnsan aynı hissi tekrar tekrar yaşayınca içsel olarak gerçekten tıkanmaya başlıyor. Ve tam o noktada, gözünün önünde duran şeyi fark etmeye yaklaşıyorsun.
Döngüler hâlinde benzer durumların karşıma çıktığını fark etmeye başlamıştım:
Kendimi ifade etmeye çalışıyor ama alan göremiyordum;
Örneği birine şeffaf şekilde kendini anlatmaya çalışıyorsun ama dinlenmediğini hissediyorsun.
Birine duygunu açıyorsun ama birkaç saniye içinde konu onun hislerine kayıyor.
Kendini sakin şekilde ifade ederken tepki tonuyla karşılık alıyorsun.
Bunlar yaşanırken durum şuydu; zihnim bütün bunları anlayabiliyordu. Karşı tarafın neden öyle davrandığını da görebiliyordum. Kendi kendime de “Herkes seni anlamak zorunda değil.”“Karşı tarafın da kendi duyguları var.” gibi cümlelerle psikolojide bahsedilen ''mantığa bürüme'' yapıyormuşum.
Ve bu davranışların yanlış olduğunu düşünmüyordum. Olayların her zaman iki yönlü olduğunu ve tam tersi davransalar da zararları olduğunu görebiliyordum. Bu yüzden karşılık vermiyor, alan açıyor, anlamaya çalışıyordum.
Oysa alttan alta bedenim sıkışmaya başlamıştı. Göğsümde, nefesimde tıkanmalar hissediyordum. İçimde sezgisel olarak bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyordum. Bu sıkışma hissi ve döngüler gittikçe arttıkça sorgulamaya başladım ama yanlış soruyu sordum;
“Neyi yargılıyorum?”
Sıkışma hissinin yargılarımla ilgili olduğunu düşünmüştüm. Oysa ben zaten olayların iki yönlü olduğunu görebiliyordum. Karşı taraftan “şunu şöyle yapmalıydı” gibi bir beklentiyle yaklaşmıyordum. Beklenti kurup ardından hayal kırıklığı yaşayan bir yerde değildim.
O zaman mesele neydi?
Sonra kendime başka bir soru sormaya başladım:
“Ben neyi göremiyorum?”
Cevabın çok yakın olduğunu hissediyordum ama bir türlü bulamıyordum. Sonunda yaptığım bir telefon görüşmesinde dışarıdan gelen tek bir soru beni uyandırdı:
“Cansu, sen insan olduğunun farkında mısın?”
O an beynimde gerçekten şimşekler çaktı. Sanki uzun süredir içimi kaplayan sis dağılmaya başladı.
Evet. Ben insandım.
Bağ kurmak isteyen, alan açılmasını isteyen, samimiyet, netlik, şeffaflık, büyüten ilişkiler isteyen bir insandım. Yorulduğunda dinlenmek isteyen bir bedenim vardı..
Tüm insani özellikler bende de vardı..
Bunlar beklenti değildi. Bunlar benim değerlerimdi. Kalbimin sesi, hayattaki önceliklerimdi..
Ve aynı zamanda sonsuzlukla bağlantı hissedebilen bir varlıktım..
Aslında insan tarafımla ruhsal tarafımın ayrı olmadığını biliyordum. Ama fark etmeden bir şey olmuştu: Ruhsal tarafım büyürken insani değerlerim sessizce geri planda kalmıştı.
Son zamanlarda meditasyonlarım derinleşmişti. İnsanları daha fazla anlama konusunda derinleşiyordum. Koçluk ve annelik aracılığıyla daha kapsayıcı bir yerden bakmaya başlıyordum..
Ama bu sırada başka değerlerim bulanıklaşmıştı.
Samimiyet, netlik, karşılıklılık, alan görmek, bedenimin ritmi, istemediğim durumlar, sınırlarım…
Neyi göremiyorum sorusunun cevabı buydu: Karşı tarafı ruhum anlayabiliyordu ama bedenim artık bunu taşımak istemiyordu..
Sonra içsel olarak uzun süredir bırakmak istediğim bir konuda net bir karar aldım ve hemen uyguladım:
Kendimi açıklamaya çalışmadım, yalnızca kendi içimde netleşen hissi ciddiye aldım ve kararımı net bir şekilde ifade ettim.Mesajı attıktan sonra omuzlarımda, göğsümde bir şeylerin çözüldüğünü hissettim. Zihin de bunu takip etti. Bir hafiflik, bir özgürleşme…
Ama bu rahatlama sadece artık bana hizmet etmeyen bir şeyi bitirmekten gelmiyordu. Kendi insani değerlerime sahip çıktığımı bilmekten geliyordu.
Ve artık bunun bedenimde nasıl hissettirdiğini biliyordum. Kendimi bir adım daha görüyor, tamlık ve bütünlüğümü biraz daha fark ediyordum..
Ve bütünlüğümü görmemle de şunu fark ettim:
Ben her zaman alan açan, güçlü kalan, empati yapan taraf olmak zorunda değilim.
Herkesi anlamak zorunda değilim.
Saygılı olmam gereken yerde saygılıyım; aksi durumda bunu sürdürmek zorunda değilim.
Ben hem anlayışlıyım hem değilim.
Hem güçlüyüm hem zayıfım.
Hem iyi hem kötü tarafları olan biriyim.
Hem bir kaplan kadar dişli hem de onun kadar zarifim..
İnsan kendini yalnızca tek yönüyle yaşamaya çalıştığında diğer parçalarını bastırmaya başlıyor.
Ve bastırılan her şey bir süre sonra döngüler hâlinde yeniden karşına çıkıyor..
Farkındalık; insanlığını bastırmadan ve kendin olarak yaşayabilmekle başlıyor..
Cansu Dilmaç


döngülerle ilgili ufuk açıcı bir yazi sanip geldim, kisisel bir yazıymış